25 Temmuz 2012 Çarşamba

JUNKİE


JUNKİE
Başlarken...
Herkes silahlarını kuşanmış, kana susamış bir şekilde, aynı anda üzerime geliyordu. Etrafım sarılmıştı ve kaçmak için ışınlanmaktan başka çarem yok gibiydi. Ya savaşıp ölecektim ya teslim olup. Ben savaşmayı seçtim.Mızrakları göğsümü delip, kılıçları etlerimi doğrarken; yumruklarımla zırhlarını parçalayacak, pençelerimle kafalarını kopartacaktım. Korkmuyordum. İçimde fırtınalı bir deniz çoşkusu vardı...

Arkadaşımı aradım ve doğum gününü kutladım. Biraz çene çaldık, her zaman olduğu gibi gelecekteki belirsiz bir güne yalandan randevulaştık. Birbirimize, kendimize iyi bakmamızı öğütleyip telefonu kapattık. Sanki gerçekmişcesine "sahte" bir hayatı yaşıyorduk.

Kahve makinesine birkaç bozukluk atıp, light espresso aldım. -Kahve vücudumda ne kadar yağ oluşturacaksa.- Günde beş saat uyu ve on bardak kafein. Ayaklarımı sürüyerek ofise geçtim. Birikmiş işlerde kaybolup, iki günde harcayabileceğim miktarda parayı kazanmaya devam ettim. Kendimize, kendi paramızı kendimiz kazandığımız için "özgür kadın" diyorduk ama işlerle ayaklarımıza zincir vurup, tutsak oluyorduk, hemde isteyerek. Güzel (!) bir gelecek için, mükemmel olabilecek bugünleri harcamak, mahvetmek! Çok çok iyi bir fikir (!).

Aksam, mesaim ve de fazla mesaim bittikten sonra eve döndüm. Ev arkadaşım barmaiddi* ve geceleri çalıştığından onu evde pek görmezdim ama bu kez evdeydi. Pizza söyledik. Aptal bir piyasa filmini izlerken pizzayı da silip süpürdük. -Kilo almamak için light kahve iç ama akşam karbonhidratın dibine vur.- Ardından odalarımıza çekildik ve aynı evde kendi yalnızlığımızla haşır neşir olmaya devam ettik.

Üç buçuk aydır üzerinde çalıştığım reklam projesi zengin piç tarafından beğenilmedi. Fazla kadınsıymış. Sanki tüm iç çamaşırlarımız erkekler tarafından hediye ediliyor. Zaten öyle olsa çoğu kadın sütyensiz dolaşırdı emin olun. Eskiden tartışılmış; sanat halk için mi? Sanat için mi? Diye. Şu an sanat sadece ve sadece para için, maalesef...

Toplantıya, seksi film yıldızı ve yazdığım baştan çıkarıcı senaryomla devam edince taşşak kafalardan onay aldım. Her ne kadar hatunu reklamda oynatacak olmak onay için etkili olduysa da; senaryonun kısa, öz ve tabiki süper olması, yani küçük bir sürede büyük etki uyandırıyor olması asıl onay sebebiydi. Olay hep para yani!

Eski feministlerden kim kaldı? Hepsi "aşk" diye önce silahlarını attılar, sonra teslim olup müebbet ev hapsine çarptırıldılar. Yine eski fanatiklerden birinin evli bir adamla ilişkisini öğrendim. Bir kaç yıl önce şaşkınlıktan küçük dilimi yutardım ama artık kaşarlandım. Meteor düşse bir "aa!" dan fazla bir tepki gösteremem. Bu hırslı, fanatik arkadaşla yarıçıplak dışarı çıkıp, sağa sola deri kırbaçlarımızı şaklatmıştık. Seks köleliğine dikkat çekmeye çalışan seksi çıtırlar. Ve o çıtırlardan biri pahalı bir seks kölesi oluyor, hem de istiyerek, bilerek. Ironiye gel!

Tek boş günümü, tatlı pazarımı on beş kilometre koşmak için heba ediyorum. Döylece dışarıdaki milyonlarca testesterona fantazi malzemesi olabilecek bir vücuda sahip olarak kalabilirim. Asıl büyük saçmalık kilometrelerce koşu yoluna otobüsle gidip gelmek. Kırk dakika otobüste otur, seksen dakika koş, seksi ol ve bir kırk dakika daha oturarak eve dön.

Belki hafta içi tıklım tıklım olabilen otobüs, pazar sabah altıda elbetteki bomboştu. Bu boşluk beni her zaman rahatsız ederdi ama bugün olmadım. En ön koltuğa kuruldum ve müzik çalarımdan en gaza getirici parçayı seçtim. O kadar enerjik bir parçaydı ki (The Sounds – Hit Me Hard!) ard arda bir kaç kez dinledim. Üzerime koca bir ordu gelse bile, orduyu tek başıma yenebilecek kadar güçlü hissediyordum.

Buz gibi orman atmosferine giriş yaptım ve tempolu bir şekilde koşmaya başladım. Aptal müziğin sesinden arkamda başka birinin koştuğunu duymadım. Başıma sert bir şekilde vuruldu. Kollarımdan yakalanıp, ormana sürüklendim. Karşı koymaya çalışıp, iki kırbaç gibi tokat yedim,sonra boğazımda kemikli, ince bir el ve karanlık...

Yavaşça kendime geliyorum; aşırı beyaz ışık ve kafamın üstünde öten zımbırtılar... Siren sesi boğuk boğuk geliyor ama bip sesini gayet net duyuyorum. Galiba bir ambulanstayım diye düşünüyorum. Hayır! Burası bir ambulans değil, dört duvar bir oda. Başım fena dönüyor. Siren sesleri duvarların ardından, dışarıdan geliyor. Kolumda bir serum... Serum torbasından damlayan damlaları seyrediyorum. Vücudumu hissetmiyorum, etrafımdaki herşey kocaman oluyor, üzerime geliyor. Gözlerimi kapatıyorum, kabuslar üzerime çöküyor...

Yine aşırı parlak bir ışık... İsmim yankılanıyor. Odamın kapısı açılıyor. Beyaz önlüklü, hemşire veya doktor olduğunu tahmin ettiğim bir kadın ve takım elbise giymiş, resmi görünüşlü bir erkek ile kadın içeri giriyor. Bana doğru geliyorlar. Önlüklü kadın benimle ilgilenen doktor. Sağlık durumumu özetliyor bana. Sağ kolum kırık, kaburgalarım ezik, hafif beyin sarsıntısı ve yırtık vajina. Hissetmiyorum ama acı çekiyorum. Gözlerime yaşlar hücum ediyor. Her şeyi hatırlamaya başlıyorum. Kopuk sahneler. Zihnim donuyor, bilincim çığlık atıyor. Acı gerçek... TECAVÜZ!!!

Tekrar uyanıyorum. Hemşire geliyor. Nasıl hissettiğimi soruyor. Kötü diyorum. Ağrım yok, kolum kaşınıyor, çişimi tutamıyormuşum. Bunu ondan öğreniyorum. Polislerin benimle görüşmek istediğini söylüyor ve izin istiyor. Görüşmek istiyorum. Geçen günkü kadın ve erkek geliyorlar. Zanlıyı yakaladıklarını söylüyorlar. Onlara nefret dolu bakışlar fırlatıyorum. Bir kez daha polislerden tiksiniyorum. Suç işlenmeden bir boka yaramıyorlar, suç işlendikten sonra zaten ne boka yararlar? Olan olmuş, ölen ölmüş. Zanlıyı görmek istiyorum. -Bana o orospu çocuğunu gösterin!- Fotoğraflar var diyorlar. O piçle yüzleşmek istediğimi söylüyorum, karşı çıkıyorlar. Kovuyorum onları, gözlerime engel olamıyorum. Taşıyorlar, yastığımı ıslatıyorlar. Artık içimde herkese ve herşeye nefret var!

Hastenede olduğum her gün yanımda vefakar ev arkadaşım vardı. Hem acımın, hem dünyaya olan sonsuz nefretimin azalmasına; hem de iyileşmeme yardım etti. Ilk günler içimde bana tecavüz eden adamla yüzleşme, onu parçalama, yok etme isteği vardı. Sonra onu görmeyi istediğime ama yüzleşmek istemediğime karar verdim. Taburcu olduktan sonraki gün işe gittim. Bir ay izin ve tam olarak ne için verdiklerini anlamadığım güzel bir miktar para verdiler. -Tecavüze uğradığım için ödül!?- Sonra polis merkezine gittim, zanlının fotoğraflarını gösterdiler. Zayıf, soluk benizli, sarışın bir çocuğun fotoğrafı. Yüzünde veya vücudunda herhangi bir morluk, çürük yokmuş. Kolları cırmalanmış, çizilmiş biraz; o kadar. Benim gibi fit, sağlam yapılı(!) , fiziği güçlü bir kadını alt eden, uyuşturucu müptelesı, tıknaz bir JUNKİE!!!
~SON~
*Barlarda servis yapan kadın eleman.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder